Random header image... Refresh for more!
"Bu Blog; Türk aile yapısı ve çocuk sağlığını korumayı taahhut ve garanti eder..

Karımı Aldatıyorum

14/5/2008 | Kategori: medya |

“karımı asla aldatmam. Evde biftek beni beklerken, sokakta niye köfte peşinde koşayım…”  Paul Newman

 

Karımı aldatmaya karar vermiştim. Uzun zamandır onunla yaşadığım ilişki beni tatmin etmiyor, yeni heyecanlar güzellikler arıyordum. Onu aldatmam gerektiği düşüncesi ise içimde alevlendikçe yangınlara dönüşüyordu. Dayanılmaz bir ızdırapla bu muhteşem heyecanı yaşamak, hatta ona bir ders vermek istiyordum.  

 

İnternet benim için vazgeçilmez olmuştu. İş saatlerimin dışında her boş bulduğum an, klavye ve ekran başında sörfle geçiyordu. Benimle konuşmak için geldiğinde telaşla, hazır tuttuğum haber sitelerine geçerek benden bir şekilde şüphelenmesini görünür olarak engellemiş oluyordum. Biliyordu veya ben de biliyordum ki “şüpheleniliyor” dum… Zanlı gibi hissettiğimi hissedebiliyordum. Ama kararım karardı ve bunun uğruna çok şeyi göze almıştım.

 

Ahmet Altan’ ın “Aldatmak” romanında yazdıklarından daha zor bir duyguydu. Orada kâğıt üzerine yazılmış duygular, olaylar ve sonuçları varken oysa şimdi hayatımda kökünden değişikler yapabilecek gelişmeler var. Yine de çok iyi düşünmeli ve ona göre karar vermeliydim. Bir anlık kararın sonucu tüm yaşamımı berbat da edebilirdim. Arayışlarıma şimdi de duygusal etkenler girmişti. İş çıkışlarım hemen internet başına oturmakla sonuçlanmıyordu. Uzun yürüyüşler ve düşüncelerle dolu bir yol günlerimin olmazları arasında yer almaya başlamıştı. Kendime; aldatmak bu kadar zor muymuş demekten alamıyor, dallanıyor budaklanıyor diyordum. Ya daha çabuk harekete geçmeliydim ya da işi sonuna kadar sabırla götürmeliydim. Kararım, son düşüncem oldu. İş çevremden tanıdığım ve bu işlerin doktorasını yapmış bir ağabeyin görüşlerine başvurmak en akıllıcısı olacaktı.

 

Bu işlerin insanı, çevresine öylesine güven verici durur ki onu aile dostu olarak dahi görmek istemezsiniz. Hiçbir savaşçı kalesinin içeriden fethedilmesini istemez. Ne kadın ne de erkek. Ama dışarıdaki dostluk ve babacanlıkları orada kalsın anlamında çok iyidir. Ben de orada kalsın ağabeylerimden biri ile bu işi mülakat ettim. İlk hisler pişmanlık ve bir daha yapmama sözleri üzerine kurulurken, yarattığı alışkanlık eroin etkisi gibi… Kafamdaki düşünceler ve duygular aydınlanıp netleşeceği yerde daha da bulanıklaşarak seçilmez bir tablo haline dönüşmeye başlamıştı.

 

Bir ses, “baba neyin var?” ile irkildim. Küçük kızım halimden pek memnun olmamış, afacan bakışları ile beni sorguluyordu. Bir an içim ezildi. Kendime gelmeliydim. “Hey dostum, bu kadar da belli etmek olmaz ki” dedim kendi kendime. Kızım bu halimden garipsemişse karımı varın siz düşünün. Aklından binlerce kadınsı şeytanlıklar, senaryolar hatta ihaneti öğrendiği gün sergileyeceği tiyatronun senaryosu bile yazılmıştı. Alttan alta diğer oyunculara da akrabalara haber verilmişti.

“Yok, bir şey, babasallık bunalımları” dedim. Ne demekse ben de anlamamış ama önemli hava kattığı için böyle demiştim. Sevgilim, öyle suratıma baktı ve arkasını dönüp elinde bebeği kıçını burka burka gitti.

 

Ben, babasallık bunalımlarımla yine baş başa kalmıştım. Elimdeki gazetenin üçüncü sayfası düşüncelerime moral olmak istercesine karşımda: “Aldatılan kadın kocasını balta ile doğradı”. Ne haber ama… Tam boğazıma bir düğüm geldi kitlendi. Yutkunamıyor, soluk alamıyordum. Boğulduğumu hissettim o an. Bayılmışım. Bir elin sarsması ile gözlerimi açtığımda karşımda karım ve elinde sıkı sıkı sarıldığı bebeği, dudakları titremeye, gözleri kızarmaya ve dokunsan ağlayacak olan küçük sevgilim.

 

Erkekliğimin gururu ile sanırım aşırı yorgunluk ve iş stresi dedim. İnanmamış iki çekik göz yaklaşan fırtına öncesi sessizlikle “inanmadık ya, şu küçük kızına, sevgiline şükret” dercesine öyle bir baktı ki aldatılan kadının kocasını balta ile parçalamasından daha kötü etki yarattı. Belki o an balta değil de kalbime ekmek bıçağını saplasaydı bu kadar acı hissetmezdim. Ama benim de çekik gözlerimin ona verdiği cevap altta kalırcasına değildi: “Sen de dikkat et”. Bir kadının şifresini çözmeye başladığınızda onun tüm gizemi ortadan kalkar. Günlerin tercüme etmesine gerek kalmayan dilini de öğrenmişsinizdir çünkü.

 

Sonunda karımı aldatmayı başardım. Aşkın Nur Yengi’ nin şarkısındaki sözler hep kulağımda. “Sonunda oldu seni aldatım. İçim kan ağlayarak”. Timsah gözyaşları da olsa bu duyguyu yaşamak, yükselen adrenalin seviyenizi hissetmek öylesine büyük bir keyif ki kelimeler yetersiz kalır. İş çıkışları sonrası eve gidişlerim bu yüzden geç olmaya başladı. Uydurduğum yalanlar ayyuka çıkabilir, istenmeyen sonuçlara neden olabilirdi. Tek çözüm yolu vardı o da küçük gerginliklerle atlatılabilecek bir yoldu. Eve dönüşlerimde bir duble atmam ilk önceleri karımda tedirginlik yaratmışsa da ilerleyen zaman “evde de bir çilingir sofrası kursak” serzenişlerine dönüşmeye başlamıştı. Bu kaçamakları ötelemek adına bir hafta sonu balkonda, yıldızların altında kurduğumuz sofra ile gönlünü yaptım. O bu farkındaydı yoksa ben mi ama öyle bir elektriklenme vardı ki aramızda eskisinden daha fazla birbirimizi sevmeye başlamıştık. “Gözünü sevdiğim aldatmak. Desene ağabeylerimiz bu işin kerametini bilmişler de yaşatmışlar…” Günler ayları kovaladı. Neredeyse bir yıl olmuş hiçbir şüphe üzerimde oluşmamıştı. Bu arada kaçamaklarımın sonucunda meyvem de dünyaya gelmişti. Öylesine mutluydum, heyecanlıydım ki bunu hiç yaşamadığımı o an fark ettim. Benim küçük kızım, sevgilim bile bu heyecan ve mutluluğu ilk doğduğu gün bu kadar yaşatmamıştı.

 

Meyvemi özenle çantasına yerleştirdim. Üzerini güzelce örttüm. En büyük korkum, bu kadar üzerine titrememle nazar değeceydi. Ne de olsa Osmanlı torunuyuz. Bu sefer duble atmama gerek yoktu. Karım her şeye rağmen onu aldatmamın meyvesini görecek, beni son bir yıldır yaşadığım duygusal sıkıntılardan kurtaracaktı. O an yüzünü merak ediyordum. Bu şoku umarım sarsılmadan atlatır dedim. Ne de olsa kadın. Teknoloji gibi onlarda her gün gelişiyor. Atladığımız bir model olabilir. Tedbir her zaman iyidir. Merdivenleri çıkarken bu kadar daraldığımı hatırlamıyorum. Asansöre binebilirdim ama sakinleşmek için merdivenleri tercih etmiştim. Ben de, alışık olmadığı üzere zile bastım. Kapının ardından topuk tıkırtıları geliyordu. Yaklaştı ve kapıyı açtı. Yüzünde garip bir tebessümle “fazla kaçırıp anahtarları mı bulamadın?” dedi. “Hayır, Bugün farklı bir gün. Seninle bu akşam yüzleşme akşamımız” dedim. Yüzünü birden sis perdesi kapladı. Kara bulutlar çehresinde toplanmış, çakmak üzeriydi. İçeriye geçerek, sözlerime ara vermeden sürdürdüm. “Aşkım, seni aldatıyorum. Biliyorum aldatmak ağır bir suç ama bunu yapmak zorundaydım. Bu çantanın içindeki yasak aşkın meyvesi; ister kabul et, istersen etme. Ama o benimle hep yaşayacak. Gerekirse evi terk bile edebilirim. Boşanırız.” Bir an bunları söylediğime pişman olmuş, korkmuştum. Cesaretli olmalıydım ve her şey çabucak sonuçlanmalıydı. Karım hıçkırıklara boğulmamak için kendini zor tutuyordu. Gözleri çizgi dışında görünmüyor, burnundan nefes alıyordu. Kızım koşarak geldi ve boynuma sarıldı. “Baba, o çantada ne var” dedi. Soğuk bir ses “kardeşin” dedi. Küçük sevgilim “oley” dedi. Öylesine mutlu olmuş sevinmişti ki, artık yapmacık bebeklerle oynamayacaktı. Çantanın etrafında dolanmaya başladı. Karım sert bir şekilde aç şunu dedi. Ürkek ve korkarak onların meraklı bakışları altında çantayı açtım. Her ikisinin de yüzündeki ifade farklı nedenlerle şaşkınlık doluydu. Karım, bu ne diyebildi. Küçük sevgilim, beni kandırdın diyerek annesinin boynuna sarıldı. Eğildim ve çantanın içinden çerçeveyi çıkardım. Üzerinde kaplı ince milaş kâğıdını yırttığımda bir kadın portresi ortaya çıktı. Bu karımdı. Onu yağlı boya çalışmamda portre yapmıştım. Gözümü kapatsam çizebileceğim bir yüzdü o. Milim milim bildiğim bu yüzü ve kendisini dünyada başka bir kadınla aldatmam mümkün değil düşünemezdim bile… Onu sanatla aldatmıştım. Sanata olan aşkım buna neden olmuştu. Çektiğim sıkıntılar, bunalımlar ve alkol alışlarım bundandı. Ve o bir yılsonunda bu kaçamaklarımı açıklamam gerekiyordu. Ama meyvesini vererek.

 

Karım hiç istifini bozmadan kucağında meleğimle beraber; “seni ağabeylerime söyleyeyim de bir güzel dövsünler” dedi ve kahkahayı ardından koyuverdi…

 

Bu arada kusura bakmayın, ben bekârım.   

 

 

sokak ve duvar

Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

hediyem olsun

 

 

Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Kırıldı KALEMİM kolum

20/4/2008 | Kategori: yorumsuz |

Seni yazmak istedim...

Açtım tertemiz bir sayfa,şöyle bir derin nefes çektim içime.Gözlerimi kapadım ve bekledim.Nereden başlasamdı acaba ?


Seni yazmak istedim...


Hiç ummadığım bir zamanda sürprizlerin en güzeliydi yaşamıma girişin.Kucak dolusu sevgiler vardı ellerinde.Sımsıcak avuçların vardı.Sımsıcak nefesin.Sımsıcak yüreğin.Yüreğinde sevgi.Yüreğinde ben.Yüreğinde suskunluk sonra...Sonrası sessizlik...

Seni yazmak istedim...


Güzel günlerdi seninle dolu günlerim.Güzeldi dedim ya sorunsuz demek değildi.Ellerim ellerindeyken diyordum her bir sorunu hallederiz beraberce.Sorun da neymiş ki,akıllı insanlardık biz ! Sorunların bizden daha akıllı olabileceğini,en hassas yerimizden vurulabileceğimizi bilmiyorduk sebepsizce...Vurulmanın böyle sessiz,gürültüsüz,acısız ama yıkıcı olduğunu bilmiyordum henüz.Ayrılıkların en acısının çaresizlikten değil,zorunluluktan değil,sevgisizce bir nedensizlikle olduğunu bilmiyordum...



Seni yazmak istedim...

Sana dair,bize dair istediklerim gibi içimde kaldı bu da.Sevgilerin en güzeli ayrılıksız olanı değildi,sevgilerin en güzeli,sonu nasıl olursa olsun gerçek olanıydı.İçten olanıydı.Anılarda da olsa yaşatılanıydı.Ayrı da düşse yürekler ,çarpışını hissetmekti yürek yüreğe...

Vazgeçtim, yazmayacağım sana dair hiç birşey...

Yok sayacağım yaşanılmışı.Varsaymak seni ,hiçe saymak olacaksa yaşadıklarımı en güzeli hiçliğini seçmek şimdi.

Hiçliğini seçiyorum sevgili.Aşkın yokluğuna göz yummamak için...

kalemimimi kırdında gittin.. Artık ne yazabilirim ki.. Hoşcakal..

Hoşcakalın..

Hoşçakalın..

Söylemiştim sana, sen gittiğin gün, ben Biterim.. Bir intihar şimdi benimki... Bak kırdım kalemimi... Hoşçakal...

Hoşçakal..

sen gittin...

ben bittim..

Hoşcakal..

Yorum ( 1 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

İşte farkımız...

10/4/2008 | Kategori: medya |

İşte kalemiminsesi farkı..

 

29/3/2008 | Kategori: Utanc Duvari |

kalemiminsesi'nide kapatın..

başlığıyla duyurduğumuz google.tr nin kapatılacağı haberimiz gercekleşti ve google.tr yayını mahkeme kararıyla susturuldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonunda olacağı buydu! Milliyet internet sitesinde yer alan habere göre Google gruplarına erişim mahkeme kararıyla yasaklanmış! Bilindiği üzere hemen hemen her alanda oluşturulmuş çeşitli gruplar üzerinden üyelerce grubun amacına ilişkin iletişim kurulmakta, bilgi ve görüş alış verişi yapılmakta, yorum ve değerlendirmeler paylaşılmakta…

 

Haberde yasaklama nedenine ilişkin bir bilgi henüz yok. Sadece; siteye erişimin T.C. Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14.03.2008 tarih ve 2008/15 sayılı kararı ile engellendiği bildirilmekte.

 

Ve elbette haberde bu yasağın You Tube yasağında olduğu gibi aşılabileceğine ilişkin ipucuna da yer verilmiş…

 

Yasağın hiçbir işe yaramayacağını bile bile…Dostlar alış verişte görsün!

 

işte milliyet teki haber linki.

Kalemiminsesinden ayrılmayın.

Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

Saçlarıma kokunu mu bıraktın

8/4/2008 | Kategori: yorumsuz |

Bugün ayın kaçı? Hangi aydayız? Mevsimlerden ne? Hatırlamıyorum. Hafızam yerinde değil mi yoksa? Ama yooo hatırlıyorum çoğu şeyi. Silikte buğuluda olsa. Kötülükler ağır mı basıyor ne. Bir cehennemdi ya da bir yangın yeri. Ben daha onbeşimdeydim ihtişamla sefaletin bir arada bulunduğu bir şehirdeydim.

 Az önce, çok değil bir iki saat önce annem vardı kardeşim vardı komşularım akrabalarım vardı. Neredeler peki şimdi? Burası çok karanlık. Bir odadaydım bir yatakta. Sevdiklerim hayattalarken hala. Nefes alamıyorum. Sağ kolum ve sağ bacağım üzerinde bir ağırlık var. Alnımdan başlayıp gözlerimden süzülen bir ıslaklık bir sıvı. Korkuyorum. Sesler duyuyorum hiçbiri yanıma uğramıyor.

 Saatler geçiyor sanırım. Öylece olduğum gibiyim canım çok acıyor kımıldayamıyorum. Anne kardeşim. Duymuyorlar, duymuyorum. Sonra bir ağlama sesi, Kardeşim. “;Nerdesin, iyi misin, nefes alabiliyor musun?”; diyorum. “;Karnımda ayaklarımda bir şey var acıyor abi”;diyor ve soruyor “;Annem öldü mü?”; “;Sakin ol. Birazdan çıkaracaklar bizi buradan. Annem uyuyor şimdi. Güçlü olun kurtulacaksınız dedi”;diyorum. Bu ona söylediğim en son yalan oluyor.

 Enkazdayken bütün zamanlar belirsizleşiyormuş meğer. Belki bir belki iki saat konuştum onunla. Uyumamalıydı. Sustu. Bir daha sesini hiç duymadım. O daha çok küçüktü. Üzerindeki onca demir parçası, onca beton yığını onun kaldırabileceği bir yük değildi ki. Ağladım, ayak sesleri duydum, gün ışığını gördüm. Beni bir ambulansa götürüyorlardı direndim. Hemen enkazın başına geri dönüp alnımdan kanlar akarken parçalanmış ellerimle sağa sola atmaya başladım taşları. Annem kardeşim akrabalarım komşularım dedim. Gözlerimi kapattılar. Birtanem kardeşim kanlar içinde bırakmış kendini birilerinin ellerine. Ve annem tanınmayacak halde.

 Annem…; Aynı anda yakınlarımın cesetlerini görüyorum ve sağ olanlar. Hiç biri mutlu değil. Nefes alıp vermek anlamsızlaşıyor o anda. Bir cami avlusunda sayamayacağım kadar çok tabut koydular önüme. Hangisine ağlamalıydım hangisine yalvarmalıydım beni de götürün diye. Annemi kaybettim kardeşimi kaybettim yakınlarımı arkadaşlarımı herkesi kaybettim.

Yıllar geçti. Ben hala o tarihini bilmediğim gündeyim. Yasım hiç bitmedi. Bazen öğrenciler görürüm sokakta. Deli olduğumu düşünmeyeceklerini bilsem ya da onları korkutmayacağımı boyunlarına sarılıp doya doya öpmek isterim. Yapamam. Kardeşim hangi delilik unutturacak seni? Anne. Anne, ne demek? Bir genç adamın annesinin olmaması nasıl bir şey? Kokunu unuttum anne. Geçen gece rüyamda gördüm seni. Öyle sarıldım öyle bir öptüm ki, sıcaklığın tenimde hala annem.

Uyandım bir koku duydum. Sandım ki geldin. Işığı açtım baktım yoktun. Saçlarıma kokunu mu bıraktın annem. Çok ağladım. Ben sensiz çok zor günler geçirdim Varlığını hissetseydim yanımda olsaydın gölgen yeter miydi oğluna? Eğer gelmeyeceksen bırakmıyorlarsa seni, beni al yanına. Olduğun yere götür beni. Tut elimden anne. Bari sen tut. Yine de beni merak etme. Ben iyiyim sağlığım da iyi. Bazen rahatsızlığım nüksediyor ama tedaviye başlıyorum, hemen toparlanıyorum.

Hep okumamı isterdin okudum anne. Mesleğim var param var etrafımda yönettiğim onlarca insan var…; Yetmiyor eksik nerdesin? Yoksun anne. Birkaç ay önce teyzemle konuştum. Senin babamın kardeşim resimlerini istedim ondan. Bir tek anı bile kalmadı ya sizden yadigâr. Postayla gönderdi. Büyütüp salonumun duvarına astım. Hep benimlesiniz hep sizinleyim.

Çok özledim annem. Seni çokkkk özledim..

Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/8|Sonraki Sayfa>>


onpuntodaki yazılarım için www.kalemiminsesi.onpunto.com adresini ziyaret edebilirsiniz!!!
Kalemiminsesi aynı zamanda ONPUNTO yazarıdır. Buradanda takip edebilirsiniz.

Kalemiminsesi blog yazarları üyesidir.

Sponsoruyuz

kalemiminsesi Aramanetin Resmi sponsorudur.
  • Kategoriler

  • msn canlı baglanti

    Duyuru Panosu

    _BÜYÜYORUZ_
    Çok yakında www.kalemiminsesi.com
    www.pissokakkedisi.com
    ile internetteyiz.
    _BEKLEYİN_
    &
    Sizin yarattığınız tamamlanmış bir internet fikriniz / girişiminiz mi var? Hemen küçük bir destek grafiği hazırlayıp bildirin, anasayfadan bağlantı vererek projenize destek olalım. Her türlü türk internet girişimini desteklemek istiyoruz.

    Müzik Kutumuz

    Kalemiminsesi müzik Kutusu
    İstediğin tarzda,istediğin kadar. Sadece tıkla ve seç hepsi bu kadar.Tam 3127 parca seninle.PageRank

    Türkçe'si Varken



    Politikamız

    resimlerinizi yollayın sitemizde yayınlayalım. artık sizinde severek gezineceğiniz bir sayfanız olsun :)hadi ne duruyorsunuz cocuklar kalemiminsesi sizlerin resimlerini bekliyor. Kalemiminsesi; cocuk sağlığına zarar verecek unsurlar içermemektedir.

    Şu an Okuduğum

    Şu anda kalemimimseni turgut özakmanın diriliş adlı kitabını okumakta ve sizlere tavsiye etmektedir. burda bir milletin uyanışına şahit olacaksınız Tarihin en eski milletlerinden birinin dirilişi. Ateşten geçerek kan içinde,bir daha uyumamak,ezilmemek ve ölmemek üzere dirilişi.

    Utanc Duvarı

    çocuk istismarı cok ağır bir suctur litfen ihbar edin 0 216 450 5454 bu konudaki her türlü şikayetleriniz titizlikle değerlendirilecektir. kalemiminsesi cocuk istismarını lanet ve nefretle kınamaktadır. Cinsel istismarda çocuğunun rızası olup olmadığına bakılmaz. Ağlamak yetmez, Lütfen cocuk istismarını ihbar edin.

    Arkadaşlarım

  • Random header image... Refresh for more!